İstanbul'un Fethi...






































İstanbul'un Fethi, 29 Mayıs 1453'te şehri günlerdir kuşatan Osmanlı ordusunun, şimdi İstanbul olarak bilinen, o zamanki adıyla Konstantinopolis şehrini Sultan II. Mehmed Han'ın komutanlığında fethetmesidir. Bu fetihten sonra Osmanlı Devleti İmparatorluk olmuş, henüz 21 yaşında olan Sultan II. Mehmed, Fatih unvanını da alarak Fatih Sultan Mehmed olarak anılmaya başlanmıştır. Tarihteki en önemli devletlerden olan Doğu Roma İmparatorluğu böylelikle sona ermiştir.

Barcelona yine Avrupa'nın zirvesinde

Şampiyonlar Ligi finalinde Manchester United'i 3-1 yenen Barcelona Avrupa'nın en büyüğü oldu.
Katalanları zafere taşıyan golleri Pedro, Messi ve David Villa atarken, Kırmızı Şeytanların tek golünü Wayne Rooney kaydetti.
Devamı...

TÜRK DEMOKRASİSİNE VURULAN İLK DARBE; 27 MAYIS



Bu gün 27 Mayıs 2011. Türkiye Cumhuriyetinin ilk askeri darbesi olarak tarihe geçen 27 Mayıs 1960 darbesinin üzerinden 51 yıl geçti.
1946 yılında Celal Bayar başkanlığında kurulan Demokrat Parti 14 Mayıs 1950 de ‘gizli oy,açık tasnif’ sisteminin ilk kez uygulandığı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk demokratik seçiminde %53,59 ile iktidara gelmiş, 27 yıllık tek parti dönemi son bulmuştu. Seçimden altı gün sonra TBMM’de yapılan oylamada Celal Bayar Türkiye Cumhuriyeti’nin üçüncü cumhurbaşkanı seçilmiş, partinin sözcüsü Adnan Menderes’e hükümeti kurma görevi verilmişti. Daha önce Serbest Cumhuriyet Fırkası ve CHP’de de siyaset yapan Demokrat Partili Menderes artık Türkiye Cumhuriyetinin başbakanı olmuştu.
‘Yeter,Söz Milletindir!’ sloganıyla yola başlayan Demokrat Parti hükümetinin ilk icraatı insanları dinsizleştirme operasyonunun bir parçası olan Arapça ezan yasağını kaldırmak olmuştu. Minarelerden ‘Allahuekber‘ sesini duymaya alışan Anadolu halkı 18 yıl boyunca Türkçe ezan uygulamasını hiç kabullenememiş, yasağın kaldırılmasını hasretle gözlemişti. Yasağın kalkması yepyeni bir dönemin başladığı da ispatlamıştı. Bununla da yetinmeyen Yeni Başvekil Adnan Menderes 5 Temmuz 1950’de radyolardaki dini programlara getirilen yayın yasağını da kaldırmıştı.
İktidarının ilk günlerinde attığı bir diğer önemli adım da 16 generali birden görevden alması olmuş, bu hamle Adnan Menderes’in 10 yıl daha iktidarda kalmasını sağlamıştı.
2 Mayıs 1954 günü Demokrat Parti gücünü iyice artırarak %58,42 oy oranı ile ikinci kez iktidara gelmişti.(Bu oy oranı bir rekordur ve halen kırılamamıştır.)
1955 yılında ekonomide tıkanmalar başlamıştı. Dış borçlar giderek artıyordu, ödeme dengesi bozulmuştu, döviz girişi yeterli değildi. Bu durum ülkede çeşitli sıkıntılara neden olmaya başlamıştı. Bu sıkıntılar Demokrat Parti gurubuna da yansımış, parti içi anlaşmazlıklar yüzünden aralarında Hüsamettin Cindoruk’un da bulunduğu bir grup milletvekili DP’den istifa ederek Hürriyet Partisi’ni kurmuştu.
27 Ekim 1957’de %47,30 oy alan DP üst üste üçüncü kez tek başına iktidara gelmiş, Adnan Menderes iktidarını seçim yoluyla yıkmayı başaramayan güçler, darbe hazırlıkları yapmaya başlamışlardı. 20 Aralık 1957’de Binbaşı Samet Kuşçu ordunun ihtilal hazırlığında olduğunu ihbar etmişti. Bu yıllarda 9 subay hükümete komplo hazırlamak suçundan yargılanmış, ne yazık ki ihbarı yapan subay ceza almış, diğer subaylar serbest bırakılmıştı. Yani darbe iddiaları dikkate alınmamıştı. Oysa ki Menderes ilk döneminde yaptığı gibi bu subayları görevden alsaydı belki de bugün bunları konuşuyor olmayacaktık.
Ve tarihe kara bir leke olarak düşen gün; 27 Mayıs 1960. Sabaha karşı saat 4'te radyoda Kurmay Albay Alparslan Türkeş TSK olarak yönetime el koyduklarını belirtip ve askeri darbenin sebeplerini bir radyo bildirisi ile halka duyurmuştu. Menderes ise o gün Kütahya'da gözaltına alınarak Ankara'ya götürülmüş, 10 Haziran günü de diğer tutuklu Demokrat Parti üyeleri ile birlikte Yassıada'da hapsedilmişti. Darbeci subaylar ise Cemal Gürsel başkanlığında kurulan Milli Birlik Komitesi ve kurucu meclis ile beraber ülke yönetimini devralmış, ilk icraat olarak da yeni bir anayasa oluşturulması için ülkenin önde gelen hukuk profesörlerinden bir anayasa komisyonu kurulmuştu. Prof.Dr. Sıddık Sami Onar başkanlığında toplanan komisyon, darbenin meşru olduğu hakkında rapor yayınlamış ve şu sözünü söylemişti ‘Demokrasi sayı çoğunluğuna değil, kuvvetler dengesine dayanır’. 9 Temmuz 1961 tarihinde Anayasa Komisyonu'nun hazırladığı yeni anayasa için yapılan halk oylamasında % 61,7 oy oranı ile kabul edilerek yürürlüğe girmiş, darbe yönetimi kendi düşüncesinden olmayan 7200 subay, 402 öğretim görevlisi, 520 hakim, 28 yargıç tasfiye etmişti.
27 Mayıs darbesini yapan cuntacıların özel olarak kurdukları mahkeme olan Yüksek Adalet Divanı 11 ay 1 gün süren yargılama süreci sonunda 15 kişinin idamına, 31 kişinin de ömür boyu hapsine, geri kalan 418 kişinin de çeşitli hapis cezalarına çarptırılmalarına karar verilmişti. Bu karardan bir gün sonra Menderes’in mihmandarlarından Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan idam edilmişti. 17 Mayıs 1961 günü de ‘Diktatör’ diye yaftaladıkları, 13 ayrı suçtan yargıladıkları Başvekil Adnan Menderes idam edilmişti. Ruhları şad olsun, mekanları da cennet.
Bu güzel vatanın bir daha 27 Mayıslar, 12 Eylüller, 28 Şubatlar yaşamaması ümidiyle....
ALINTI

'Bosna Kasabı' Ratko Mladiç yakalandı

Bosnalı Sırpların eski askeri lideri Ratko Mladiç'in yakalanmasından memnuniyetini açıklayan ABD Başkanı Barack Obama, bu konuda Sırp hükümetini tebrik ettiğini söyledi.

G8 zirvesi için Fransa'da bulunan Obama yaptığı açıklamada, "Mladiç'in çok sayıdaki kurbanının aile fertleri için, Sırbistan için, Bosna Hersek için, ABD için ve uluslararası adalet için bugünün çok önemli bir gün olduğunu" ifade etti.
Obama, öldürülenlerin geriye getirilemeyeceğini, Mladiç'in şimdi mahkeme önünde kurbanlarının ve dünyanın sorularını yanıtlamak zorunda olacağını belirtti.


'Bosna Kasabı' Ratko Mladiç yakalandı euronews-tr

Nuri Bilge Ceylan'a Jüri Büyük Ödülü....

64. Cannes Film Festivali kapanış töreni ile sona erdi. Törende Nuri Bilge Ceylan, 'Bir Zamanlar Anadolu'da filmiyle 'Jüri Büyük Ödülü'nü kazandı. Ceylan "Jüri Büyük Ödülü"nü Eric ve Luc Dardenne Kardeşler ile paylaştı.


Altın Palmiye ödülünü de, "The Tree of Life" filmiyle Terrence Malick kazandı.


ÖDÜL BEKLEMİYORDUM
Ödül töreninde konuşan yönetmen Nuri Bilge Ceylan ise, "Filminin en son gösterilen film olması itibarıyla ödül kazanmayı beklemediğini" söyledi

Günün Müziği..


MUSA EROĞLU & GÜLAY - Halil İbrahim hasa

Dağda gızıl ot biter, içinde keklik öter
Eşkiyadan da beter, uslan be Halil İbrahim
Kıvırcık saçlarına, kar düşmüş uçlarına
Dağın yamaçlarına yaslan be Halil İbrahim

Derede su durulur, daldan köprü kurulur
El yerine vurulur, aslan be Halil İbrahim
Kıvırcık saçlarına, kar düşmüş uçlarına
Dağın yamaçlarına, yaslan be Halil İbrahim

Müfreze dağı sarar dağda kaçaklar arar
Geçit vermez kayalar, hızlan be Halil İbrahim
Kıvırcık saçlarına, kar düşmüş uçlarına
Dağın yamaçlarına yaslan be Halil İbrahim...

Bizler bu yıl pek kolay görülmeyen tarihler yaşayacağız,







1/1/11, 1/11/11, 11/1/11, 11/11/11 olarak. hepsi bu kadar değil tabii ki, doğum tarihinizin son iki rakamını alın, buna bu yıl olacağınız yaşınızı ekleyin
herkes için sonuç 111 olacaktır !!!. bu yıl para yılıdır !!!
Bu yıl Ekim ayı içerisinde 5 cumartesi 5 pazar ve 5 pazartesi yaşayacağız.
Bu 823 yılda bir olan bir durumdur. bu özel yıllar "para torbası" yılı olarak değerlendirilmiş ve adlandırılmıştır.

ANONİM BİR ANALİZ !

Bugün notlarımı karıştırırken bu yazıya rastladım. Nereden aldığımı bulamadım. İlgimi çekti. Bayağı karışık bir durum.Sizlerle paylaşmak istedim....

İran`ın tüm uluslararası baskıya rağmen nükleer enerjiden (ve aslında nükleer silahtan) vazgeçmek istememesi akla ister istemez bu kadar riski neden aldığı ve tüm bu olan bitenin ardında nelerin yattığı sorusunu getiriyor. Dünyanın en eski devlet geleneklerinden birine sahip bu ülkenin hiçbir hesap yapmadan tüm "Batı medeniyeti" ülkelerini karşısına alacak böylesi bir hamleyi gerçekleştirmesi bize olanak dışı görünüyor.

Basınımızda bir kaç gazete dışında ele alınmayan Nükleer İran dosyasının stratejik-ekonomik perde arkasını mercek altına almak istedik.

Sorunu derinlemesine incelediğimizde, İran`ın aslında, 1960`lardan beri pek çok ülke ve diktatörün oynamaya çalışıp kaybettiği bir kumar masasının son oyuncusu olduğunu görüyoruz: Dolar kumarı.

İkinci Dünya Savaşı Avrupa`sı günümüz Irak`ından pek farklı değildi. Birinci Savaş sonrasında olduğu gibi, İkinci Dünya Savaşı sonrasında da, elinde hiçbir şey satın alamadığı deste deste banknotlar ile oynayan çocuk görüntüleri pek çok Avrupa ülkesinde olağan hale gelmişti. Kendi paralarına güvenemeyen Avrupa ülkeleri için, getirilen dolar karşılığı belirli bir miktar altın ödemeyi vaat eden Batı dünyasının tek efendisi Amerika`nın para birimini kullanmak en güvenilir yol idi.

Savaştan sonraki yirmi beş yıl, dünyada, karşılığı altın olarak garanti edilen dolar kullanımı üzerine kurulu Bretton Woods finansal sistemi hakim idi. Ta ki, dolar kumar masasının ilk global oyuncusu Charles De Gaulle`ün büyük miktarda doları bir uçağa atarak Amerika`ya götürüp altın karşılığını istemesine kadar: 1965 yılında, Amerika, dolara karşı altın ödeyemeyeceğini ilan etti. Hemen ardından, 1968 yılında zirvesine ulaşan, nerdeyse Avrupa`nın göbeğinde sosyalist bir devrime yol açabilecek hale gelen öğrenci olayları Fransa`da hayatı felç etti. Orada burada yazılan, CIA`in De Gaulle`e karşı üç başarısız suikast düzenlediği iddiaları da cabası. Dolar kumarının ilk oyuncusu masaya büyük bir miktar sürmüş fakat karşı tarafın blöften ibaret olan restini görmeye cesaret edemeyerek masayı terketmek zorunda kalmıştı. Yeni basılan dolarların üzerine ise, tüm dünya ile dalga geçer gibi Allah`a güveniriz yazıldı. Amerikan kendini beğenmişliği paranın üzerine de yansmıştı. Daha sonrasında işlerin iyice kontrolden çıkacağı ve Allah ile konuştuğunu iddia eden Amerikan başkanlarının da görülebileceği o günlerde belli olmuştu.

Tahmin edileceği üzere, Bretton Woods Sistemi çöktü ama, doların egemenliği, Amerika`ya dünya tarihinde eşi görülmemiş bir avantaj sağlayacak şekilde artarak devam etti: Amerika artık karşılıksız dolar basıyor ve tüm dünyaya dağıtıyordu. Bastığı ve kağıt dışında hiçbir değeri olmayan dolar, tüm dünya merkez bankalarında rezerv para olarak tutulur oldu. Günümüzde de devam eden bu olgu sayesinde gemi azıya alan Amerikan Yönetimleri Beş yüz elli milyar dolarlık bütçe açığı verir oldular. Dünyada devletler gelirlerinin büyük bölümünü; milli para birimine güvenemeyen tüm halklar ise, kişisel birikimlerini dolara çevirerek inatla Amerika`ya karşılıksız borç vermeye devam ettiler. Dolarizasyon terimi ekonomi terminolojisine girdi.

Burada bir parantez açarak, dolar kumarının her zaman, direkt oyunda olmayan ama masanın olmazsa olmazı olan bir faktörü daha olduğunun altını çizmek istiyoruz. Ara sıra mızıkçılık çıkarmasına rağmen, eski adı ile SSCB, Yalta Antlaşması`ndan çöktüğü güne dek, Amerika`nın gelmiş geçmiş en iyi partneri oldu. İki ortak, Yalta`da yaptıkları paylaşıma her zaman sadık kaldı. Amerika, Fransa gibi problem çıkaran ufaklıkları SSCB ve komünizm öcüsü ile korkutmaktan son derece memnun, karşılıksız dolar basarken, SSCB kendi payına düşen ülkeleri çok daha despot yöntemlerle sömürdü.

Bin dokuz yüz doksanlara geldiğimizde iki hadise Amerika`nın keyfini kaçırdı. Bunlardan birincisi, Avrupa`nın ortak para birimi Avro`nun doğuşu, ikincisi ise, blöf yapmaktan ve görmekten hiç çekinmeyecek ikinci kumarbazın masaya oturması oldu.

Amerika`nın Ortadoğu`daki kadim müttefiki İran`ın sukoyverip rejim değişikliği gitmesi üzerine tüm dengelerin değişebileceğinden endişelenen ABD-İsrail tarafından desteklenerek yıllar boyunca İran`a musallat edilen Saddam, Kuveyt`e girerek dünya dengelerini altüst etmekle kalmadı, bir de üzerine, dünyanın en büyük üç petrol üreticisinden biri olarak(Kuveyt elinde olsa idi, dünyanın en büyük üreticisi oluyordu) petrolü artık Avro ile satacağını ilan etti. Kumarbaz blöf yapmıştı. Amerika birinci blöfünü gördü. Birinci Körfez Savaşı`nda Saddam`ı masadan kalkıp borç harç bulup tekrar dönmeye ikna etti. Nedense, Turgut Özal`ın ısrarlarına rağmen, bir seferde bitirilmedi işi. Saddam borç bulup kumar masasına döndüğünde, herkes İkinci Körfez Savaşı`na neden ihtiyaç duyulduğunu anlamıştı. Aradan geçen yıllarda Irak`ın Kuzeyinde tüm bölgeye musallat edilecek yeni bir müttefik ülke peydahlanmıştı. Blöften gereğinden fazla hoşlanan Saddam, ikinci kez otur(tul)duğu kumar masasında tüm varlığını kaybetti.

Bu arada, herkesin merakını, aslında pek de fakir olmamasına rağmen, yaptığı aşırı hovardalıklara ve kumar masalarına para dayandıramayan Amerika`nın asıl finansörünün kim olduğu cezbediyordu. Çok geçmeden o da ortaya çıktı: Çin.

Çin ve Japonya`nın başını çektiği Asya ülkelerinin günümüzdeki dolar rezervleri Bir Buçuk Trilyon Doları geçmiş durumda. Bugüne kadar dolar biriktirmek dışında yapabilecekleri birşey yoktu. Zira, kazandıkları paranın büyük bölümü, kazandığından fazla harcamaya ve lüks standartlara alışmış Amerikan Halkı`nın şımarıklığından ileri geliyordu. İhracatlarının büyük bölümünü Amerika`ya yapıyorlar, karşılığını dolar olarak alıyorlardı. Enerji kaynakları sınırlı idi. Amerika son estirdiği özgürlük terörü sayesinde Uzakdoğu`dan Ortadoğu`ya dünyanın pek çok önemli enerji bölgesini kontrol altına almış, Demokles`in kılıcı gibi tepelerine asmıştı. Enerjisi ve doğal kaynakları yeterli olmayan ülkeler neyi nereye kadar üretebilirlerdi ki?

Fakat, ellerinde tuttukları toplam miktar en nihayetinde karşılıksız kağıttan ibaretti ve Amerikan bütçe açığı yarım milyar doları aştığında pek yakında bir gün bu rezervin gerçekten de hiçbir değeri olmayan kağıt haline gelme tehlikesi iyice belirgin hale gelmişti. Böyle bir tehlikenin olmaması demek de, Amerika`nın tüm dünyanın petrol kaynaklarını kontrol ederek gücünü artırması ve dilediği zaman kılıcı kafalarına geçirmesi anlamına geliyordu. Kısaca kırk katır ile kırk satır arasında kalmışlardı.

Günümüze geldiğimizde ise, kumar masasına iki farklı yeni oyuncunun oturmak üzre harekete geçtiğini görüyoruz: Latin Amerika`daki oyuncu Chavez, oyunculuktan çok yancılık yapmak ve büyük oyuncu İran`ı desteklemek üzre masada. Arkalarında, onları bir şekilde takip etmeye epey niyetli irili ufaklı sürpriz oyuncular da var.

Her zaman masada olan ama hiçbir zaman büyük oyunlara dalmadan sağlamcı giden İran, restini çekti: Bu ayın sonunda kendi petrol borsasısını kuracağını ve bu borsada Euro`yu para birimi olarak kullanacağını ilan etti. Bugüne kadar sağlamcılığı ve riski sevmemesi ile tanınan bir kumarbaz olan İran`ın böylesine büyük bir oyuna oturması, Amerika`nın "ya büyük oyna ya da seni masadan atacağım" demesinden kaynaklanıyor.

İran, böyle bir girişimin ardından, Amerika`nın kendisini vurmaktan başka hiçbir şansı olmadığını biliyor. Zira, İran`ın bu girişimi tutarsa, dolar gerçekten bir kağıt halini alacak. Amerika`nın kendisine saldırmaktan çekinmesinin tek yolu ise nükleer silah. Nükleer silahın da Amerika`ya karşı kullanılacağı sanılmasın. Amerika`nın gerçek efendisinin İsrail olduğunu biliyor ve vurursan İsrail`i haritadan silerim demek istiyor. Bu arada, İsrail`in yedi kocadan arta kalmış Hürmüz olduğunu, İsrail`in siyonist perde gerisi efendilerinin gerektiğinde Amerika`yı da gözden çıkarabileceklerini bildiğinden, İsrail`e de, "Amerika`yı terketmenin zamanı geldi. Amerika`yı gözden çıkaracaksın, benim de güç olduğumu kabul ederek benimle barış içinde yaşamayı öğreneceksin" mesajı veriyor.

Olay sadece Amerika, İran, İsrail, Çin hatta Türkiye için değil, dünyadaki tüm ülkeler için arap saçına dönmüş durumda. Herkes için "kırk katır kırk satır" ikilemi mevcut. Dünyadaki bütün finansal sistem bu kaostan etkilenecek.

Amerika İran`ın petrol borsası manevrasına izin verirse, uzun vadede kesinlikle ama kesinlikle çökeceğini biliyor. Bu arada, çöküşten kastın bir süper-hegemon devletin çöküşü olduğunu belirtelim. Böyle devletler ha deyince çökmüyor, çöktüğünde yok olmuyor. Diğer yandan, Çin ve Rusya`nın BM Güvenlik Konseyi daimi üyeleri olduğu göz önünde bulundurulduğunda, Amerika`nın İran`ı vurması, Nazi Almanya`sından bugüne kadar yüzleşmediği büyüklükte bir düşmanı karşısına, yanında hiçbir müttefiki olmadan -İngiltere dahil- alması anlamına geliyor.

İran, dolar kumarını oynamazsa Amerika ile uzun süre komşu kalamayacağını ve eninde sonunda yok edileceğini biliyor. Bunun tek yolu da nükleer silah resti. Bunun da bir bedeli elbette var, ama başka çare yok.

Japonya, herşeyini Amerika`ya teslim etmiş durumda. Büyük dolar rezervi var. Amerika`da çok büyük yatırımları var. Diğer yandan ne enerjisi ne doğal kaynağı. Bu kaynaklar Amerika`nın elinde olduğu sürece de kumar masasında varını yoğunu Amerika`ya teslim etmekten başka çaresi yok.

Çin, tüm bu denklemin anahtarı ve tam bir ikilemde. Eğer İran`ı feda ederse, herşeyini aynen Japonya`nın yaptığı gibi Amerika`nın eline teslim etmek zorunda kalacak. Yeterli enerji olmadan ne üretebilecek, ne de Arjantin ve Brezilya gibi rahat sömürebileceği doğal kaynaklar üzerinde at koşturabilmek için gerekli prestiji kalacak. İhracata dayalı ekonomisi zamanla küçülecek ve şu an için kontrol altında tutup, mahkumları çalıştırmak gibi uyanıklıklar ile kara bile çevirebildiği rejim sorunları başını yiyecek. Ama eğer İran`ı desteklerse dolar rezervinin elinde patlaması riskini üstlenmek zorunda kalacak.

Diğer yandan Rusya, kesin bir şekilde Amerika`ya tavır almayacak olsa da, bu kumarda İran`ı el altından desteklemeye teşne görünüyor. Özellikle Ukrayna olayları sonrasında Amerika zımni anlaşmalarını bozmuş olmasını bir şekilde cezalandırmak isteyecektir. Dünya enerji kaynaklarını kontrol eden iki ülke olarak Amerika ile al gülüm ver gülüm paylaşım anlayışına devam etmek işine gelir, eğer gerekli ödünleri koparabilirse.

Türkiye ve dünyanın geri kalan ülkelerinin de benzer sorunları var. Ellerindeki dolar rezervi ne olacak?

Peki AB ne yapacak? Doların yerine geçmesi muhtemel para biriminin mimarları ülkeler hala ekonomik dev siyasi cüce. Türkiye`nin birliğe girmesi hem Türkiye hem AB açısından hayati önem taşıyor. Türkiye`siz bir AB`nin çapının böylesine bir hegemonyaya yetmeyeceği tüm dünya ve AB liderleri tarafından biliniyor bilinmesine ama... Süper Devlet olmuş AB ile bütünleşmiş bağımsız bir Türkiye`nin AB içinde sahip olacağı muhteşem güç özellikle nükleer gücü ile AB içinde "bensiz AB savunması olmaz diyerek" her türlü şımarıklığı yapan Fransa`yı korkutuyor.

Çeşitli alanlardan konuştuğumuz dostlar "Amerika birşeyler yapacak ve bu vartayı da atlatacak" diyor. Ama biz, İran`ın tarihte Amerika gibi onlarcası ile oynamış çok büyük bir kumarbaz olduğunu düşünüyor; "Kaybetmez" diyemiyor, fakat kaybetse bile, karşısındakine maksimum zarar vermeden bu işin kapanmayacağını düşünüyoruz. Dahası, son yıllarda özellikle nükleer teknoloji ve cep telefonu teknolojilerinin AR-GE, üretim ve satışının Avrupa ve dünyanın kalanındaki şirketlere ve merkezlere kaydırılarak bizzat vatansız büyük sermaye farelerinin Amerikan Gemisi`ni terketmeye başladığını iddia ediyoruz. (örnek CERN, Nokia, cep telefonları, smartcard teknolojisinin Fransız kökenleri, Microsoft`a ve yazılım patentlerine karşı Avrupa`daki Amerikan aleyhtarı tutum ve davalar vs.)

Kanaatimizce ihale açıldı!

Papaz kimde oyunu gibi, doları kim kime sokuşturabilirse oyunu göreceğiz bundan sonra. Elinde dolar kalan ülkeler derdine yanacaklar.

Bu elbette birdenbire gerçekleşmeyecek, çok uzun zaman alacak ama işler bu noktaya gelip dayandıktan sonra, doların değerini, Amerika`nın süper devlet pozisyonunu koruyabileceğini düşünmek pek doğru olmaz.

ANNELER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN !!!

Mayıs ayının ikinci pazar günü Anneler Günü'dür. Anneler Günü evrensel bir gündür. Dünyada milyonlarca ana bugün çocukları tarafından sevgi ve saygı ile anılır.Anneler Günü ülkemizde 1955 yılından bu yana kutlanıyor. Türk Kadınlar Birliği ülkemizde her yıl çocukları için büyük fedakarlığa katlanan annelerden birini yılın annesi seçer. Yılın annesinin kişiliğinde tüm annelere iyi dilekler sunulur. Amerika'nın Filedelfiya eyaletinde 9 Mayıs 1966 günü Jarvis isimli bir kızın annesi öldü. Annesini çok seven Jarvis'in üzüntüsü aylarca sürdü. Hayatla kimsesi kalmayan Jarvis ölüm olayına bir türlü alışamadı. Yaşama küstü. Canlılığını, yaşama sevincini yitirdi. Yemedi, içmedi bir ara ölmeyi bile düşündü. Jarvis'in bu durumunu yakından izleyen komşusu Jarvis'le arkadaş oldu. Bir gün yaşlı komşu söyleşi sırasında Jarvis'e «İnsanlar doğar, yaşar, ölür. Bu bir doğa kanunudur.» dedi.Bu iki cümle, Jarvis'i çok etkiledi. Ölümün de doğmak, yaşamak gibi bir doğa olayı olduğunu düşündü. Ancak bu doğruyu bulmak Jarvis'in annesine olan sevgisini azaltmadı.Aradan geçen süre içinde ölüm sözcüğünün soğukluğu gitti. Yerine anne sevgisinin sıcaklığı geldi. Artık Jarvis annesini gözyaşları ile değil, severek anmaya başladı. Acıları azaldı. İçinde arı, duru bir sevgi oluştu.Aradan bir yıl geçti. Bu süre içinde Jarvis, hemen her gün annesinin mezarına çiçekler götürdü. Jarvis'in annesinin ölüm yıldönümünde bütün arkadaşları eve geldi. O gün Jarvis arkadaşlarına : — Geçen bir yıl içinde çektiğim acılar bana şunu öğretti «Dünyada anne sevgisinin yerini dolduracak hiçbir sevgi yoktur. Yılın bir gününü annelere ayıralım. O günü annelerimizle ilgili anılarla dolduralım. Böylece annelerimize olan sevgi borcumuzu ödeyelim.» dedi.Arkadaşları Jarvis'in önerisini çok beğendiler. Birlikte hemen kentin Belediye Başkanına gittiler. Başkan onları dinledi. Öneriyi içtenlikle benimsedi. Daha sonra bu öneri gazetelere, yazarlara anlatıldı. Jarvis ve arkadaşlarının çalışmaları kısa sürede sonuç verdi. Amerika Birleşik Devletleri Kongresi mayıs ayının ikinci pazar gününün Anneler Günü olarak kutlanmasını kararlaştırdı.Anneler günü ilk kez 1908 yılında kutlandı. Daha sonra bütün uygar ülkelerde kutlanmaya başlandı. Her yıl mayıs ayının ikinci pazar günü gazetelerde annelerle ilgili yazılar, anılar, şiirler yayınlanır. Radyo ve televizyonda ana sevgisini konu eden konuşmalar yapılır. Türk Kadınlar Birliği'nin şubesi olan illerde yılın anneleri seçilir. Okullarımızda ayrıca Anneler Günü nedeniyle toplantılar düzenlenir. Bu toplantılarda okunan şiirler, söylenen türküler, şarkılar, annelere armağan edilir. Filimler gösterilir. Sergiler düzenlenir.Anneler Gününde annemize bir demet kır çiçeği armağan ederek, bir güzel sözcükle yanağından öperek onu çok mutlu ederiz.

Hıdrellez Bayramı...


Hıdırellez Bayramı (Hidrellez), Türk dünyasında kutlanan mevsimlik bayramlardan biridir. Ruz-i Hızır (Hızır günü) olarak adlandırılan hıdrellez günü, Hızır ve Ilyas'ın yer yüzünde buluştuklari gün olduğu savıyla kutlanmaktadır.
Islam coğrafyasına bakıldığında Hıdrellez gününün yoğunlukla Türkiye'de kutlanıldığı görülmektedir.Hıdırellez günü, Gregoryen takvimi (Miladi takvimi)ne göre 6 Mayıs, eskiden kullanılan Rumi takvim olarak da bilinen Jülyen takvimine göre 23 Nisan günü olmaktadır.
Hizir
Hızır; yaşam suyu (ab-ı hayat) içerek ölümsüzlüğe ulaşmış; özellikle de baharda aramızda dolanarak, bolluk ve sağlık dağıtır. Hızır bir kişiye verilen addan çok aslında bir doğasal durumu, baharla vücut bulan yaşamın tazelenmesini simgeler. Türkiye'de Hidrellez Bayrami 6 Mayis (5 Mayis Gecesi) tarihinde kutlanır. Bugün Hiristiyanlarca da baharın ve doğanın uyanmasının ilk günü olarak kabul edilir; bu günü Ortodokslar Aya Yorgi, katolikler St.Georges Günü olarak kutlamaktadırlar

Osama Bin Ladin Öldü

Amerkalıların 11 Eylül saldırıları ile yaşadıkları kabusun sorumlusu terör örgütü El Kaide Lideri Osama Bin Ladin Pakistan'da yapılan bir operasyon ile öldürüldü. Osama Bin Ladin'in bu operasyonla öldürülmesi, Obama'nın ABD Halkının gözünde kahramanlaşması anlamına geliyor.