Fotoğraflar : Gökhan Hayta

Bilgisayarınızı açtığınızda arka planda bu resmi görebilirsiniz.
Bunun için : Resmin üzerine mausunuzla sağ tıklayarak resmi farklı kaydeti seçin ve bir isim vererek kaydedin. İkinci olarak ; Kaydettiğiniz bu resmi arka plan olarak belirlemek için : Bilgisayarınızın açılış sayfasında boş bir yere sağ tıklayın, açılan ekranın en altındaki özellikleri tıklayın, şimdi görüntü özellikleri adında bir ekran açılacaktır. O ekranda en üstte masaüstü yazan butona tıklayın, orada gözat kısmından resminizi katdettiğiniz dosyayı bulun ve aç komutunu tıkladıktan sonra uygula komutunu verin. Artık bilgisayarınızı açtığınızda bu resmi göreceksiniz. Hepsi bu kadar, kolay gelsin...

Altın Küre ödülleri dün Los Angeles’ta yapılan törenle sahiplerini buldu.
Hollywood Yabancı Basın Birliği tarafından her yıl verilen sinema ödüllerinde bu yılın gözde filmi The Social Network oldu.
Facebook web sitesinin kurucusu olan Mark Zuckerberg’ün hayatını anlatan The Social Network en iyi film ve en iyi yönetmen dallarında ödüle layık görüldü.
En iyi aktris ödülünü, Black Swan’daki rolüyle Natalie Portman alırken, En iyi Aktör ödülü King’s Speech filmiyle İngiliz aktör Colin Firth’^ün oldu.
En iyi yardımcı erkek oyuncu ve en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülleri ise Fighter filmine gitti. Christian Bale ve Melissa Leo bu filmdeki rolleriyle Altın Küre ödülünü almayı başardı.

2011 Altın Küre ödüllerini kazananların listesi:

En iyi erkek oyuncu (Drama): Colin Firth (King's Speech)
En iyi kadın oyuncu (Drama): Natalie Portman (Black Swan)
En iyi erkek oyuncu (Komedi veya müzikal): Paul Giamatti (Barney's Version)
En iyi kadın oyuncu (Komedi veya müzikal): Anette Bening (The Kids are All Right)
En iyi film (Komedi veya müzikal): The Kids Are All Right
En iyi film (Drama): Social Network
En iyi yardımcı erkek oyuncu: Christian Bale (Fighter)
En iyi yardımcı kadın oyuncu: Melissa Leo (Fighter)
En iyi yönetmen: David Fincher (Social Network)
En iyi senaryo: Social Network (Sosyal Ağ)
En iyi animasyon filmi: Toy Story 3 (Oyuncak Hikayesi 3)
En iyi film şarkısı: "You Haven't Seen The Last of Me" (Burlesque)
En iyi film müziği: Trent Reznor ve Atticus Ross (Social Network)
Yabancı dilde en iyi film: "In a Better World" (Danimarka)
Bir TV mini dizisi ya da filminde en iyi erkek oyuncu: Al Pacino (You Don't Know Jack)
Bir TV mini dizisi ya da filminde en iyi kadın oyuncu: Claire Danes (Temple Grandin)
Bir TV dizisinde en iyi kadın oyuncu (drama): Katey Sagal (Sons of Anarchy)
Bir TV dizisinde en iyi erkek oyuncu (komedi veya müzikal): Jim Parsons (The Big Bang Theory)
Bir TV dizisinde en iyi kadın oyuncu (komedi veya müzikal): Laura Linney (Big C)
Bir TV dizi, mini dizi ya filminde en iyi yardımcı kadın oyuncu: Jane Lynch (Glee)

Türk Telekom Arena'da İlk Maça Doğru...

Galatasaray, Ali Sami Yen Stadı’ndaki son maçın ardından, yeni stadı Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena’da ilk maçına yarın saat 20.45’te Hollanda’nın köklü ekibi Ajax karşısında çıkacak.



SALİH MEMECAN'IN "UCUBE" KARİKATÜRÜ TARTIŞILIR

Salih Memecan bugün köşesinde çok ilginç bir karikatür çizdi ve Başbakan'ın ucube dediği heykel için bir ek yaptı.

Başbakan'ın Kars'ta Heykeltraş Mehmet Aksoy'un yaptığı "İnsanlık Anıtı" isimli heykel için sarfettiği "ucube" yorumu medyanın gündemini bir anda esir aldı. Köşe yazarları kendi fikirlerini belirtirken, yıkılsın mı yıkılmasın mı tartışması da başladı.
Tartışmaya en ilginç katkı, bugün Sabah gazetesi çizeri Salih Memecan'dan geldi. AK Part milletvekili Nursuna Memecan'ın eşi, Medya Derneği başkanı Salih Memecan bugün Başbakanın "Ucube" dediği o heykele bir ek yaptı...
"Ucube" denilen heykellerin yanına aynı ucubelikte bir heykel daha yerleştirmiş Salih Memecan. Başbakan'a benzeyen heykel diğerlerine balyozla vuruyor. Bu her zaman hükümet yanlısı çizen Memecan'ın bir eleştirisi olabilir mi?

Winter Wonderland






Richard Smith ve Felix Bernard'ın 1934 yılında yazdıkları,
Unutulmaz  Şarkının Sözleri :

Sleigh bells ring, are ya listening?
In the lane snow is glistening
It's a beautiful site
We're happy tonight
Walkin' in a winter wonderland

Gone away is the bluebird
Here to stay is the new bird
He sings a love song
As we go along
Walkin' in a winter wonderland


In the meadow we can build a snowman
And then pretend that he is Parson Brown
He'll say, "Are ya married?"
We'll say, "No man, but you can do the job while you're in town."

Later on we'll conspire
As we dream by the fire
To face unafraid the plans that we made
Walkin' in a winter wonderland


In the meadow we can build a snowman
And then pretend that he is Parson Brown
He'll say, "Are ya married?"
We'll say, "No man, but you can do the job while you're in town."

Later on we'll conspire
As we dream by the fire
To face unafraid the plans that we made
Walkin' in a winter wonderland

To face unafraid the plans that we made
Walkin' in a winter wonderland... Yeah...

Türkiye’yi 2011 yılında Almanya’da yapılacak Eurovision Şarkı Yarışması’nda Yüksek Sadakat grubunun temsil edeceği bildirildi. Daha önce kendilerine böyle bir teklif gelmediğini söyleyen grubun müzik direktörü Afşin Akın “Biz de bir gün öncesinde öğrendik. Çok sürpriz oldu. Daha parçamız bile belli değil. Ama komitenin bizi seçmesinden büyük mutluluk ve onur duyduk” dedi.

20 günde şarkıyı vereceğiz
Eleştirilere açık olduklarını belirten Akın sözlerine şöyle devam etti: “Grubun yaş ortalaması 40. Bu yüzden fikirleri olgunlukla karşılarlar. Biz kulağımızı kapattık işimize yoğunlaştık. Muhtemelen şarkı İngilizce olacak. 20 gün içinde şarkıyı teslim edeceğiz.”

Sevgi'nin Gücü Üzerine küçük bir masal...

Aslında bir zamanlar hiçbir şey yoktu, sadece ve tek Yaratan vardı. Hiçbir zaman nedenini tam olarak ilemeyeceğimiz bir şekilde ve bilemeyeceğimiz bir zamanda, aslında zamanın da olmadığı bir boyutta, bizi yaratan, yalnızlığını kırmak istedi. Belki de, nedenini bilemediğimiz başka şeyleri tecrübe etmek istedi ve bu boyutta, beş duyu ve sezgilerimizle algıladığımız makrokozmosu, evreni yarattı. Bütün bu yaratılışı oluşturan en büyük enerji titreşimi ve gücü "sevgi'ydi. Bütün evren "bilgi" ve "sevgi" üzerine kurulmuştu. Kim bilir Yaratan belki de sevme ve sevilme ihtiyacı hissetti, belki de hiçbir şeyin ihtiyacı içinde değildi; sadece, "sevgi"nin yaşanmasını ve tecrübe edilmesini istedi. Özünde hepsinin bir olduğu, sayılamayacak derecede çok değişik türde canlı yaratıldı. Hepsi de sevginin başka bir ifadesiydi. Bu Güneş Sistemi içerisindeki canlıların belki de en mükemmeli ve ayrıcalıklısı olan insanoğluysa her türlü sorunu, sevinci, üzüntüyü, hastalığı, mutluluğu, mutsuzluğu tecrübe edebileceği özel bir fizyolojiyle yaratılmıştı. İnsanoğlunun üstünlüğü, belki atom bombasından, nötron bombasından, silahlardan çok çok daha güçlü bir şeye sahip olmasındaydı. Bu da, içinde yatan "sevgi'ydi. Ama gerçek ve derin düzeyden bir sevgi, bütün evreni "sevme gücü"ydü. Dünya gezegeninde, önceleri mükemmel bir uyum içerisinde yaşayan insanoğlu, giderek doğa yasalarından  yavaşça kopmaya, sadece kendi cinsine ve türüne değil, aynı gezegene kendisi gibi misafir olarak gelmiş diğer canlı türlerine de acılar çektirmeye başladı. Özünden o kadar uzaklaştı ki, huzur ve barışla dolu muhteşem bir doğa içerisinde yaşarken, sevgi özelliklerinden uzaklaşıp, negatif özelliklere yöneldi: savaşlar yaptı, yalan söyledi, kin ve nefret güttü, öldürdü. Teknolojiyi yaratırken, manevî değerlerden uzaklaştı, sevmeyi unuttu.

"Sevgi"kendisini çeşitli zamanlarda, değişik isim ve bedenlerde ifade etmek ihtiyacını hissetti; insanlara, Yaratan'ın
bir parçası olduklarını hatırlattı.
Zaman zaman pek çok bilge ve seçilmiş kişi, çekilen bu büyük
acıları dindirmek için çeşitli yöntemler geliştirdi, deneyimler
yaşadı. Derken bir gün insanoğlu,
hemcinslerine ve diğer canlılara "sevgi" enerjisiyle yaklaşırsa,
unuttuğu mutluluğu ve huzuru yakalayabileceğini
anlamaya başladı. Ait olduğu bütünün başka bir parçasını
üzdüğünü ve aslında bunun, kendisinin de üzüleceği anlamına
geldiğini fark etti.

"Sevgi" o kadar önemli ve muhteşem bir güçtü ki;
insanoğlu kendini, tüm canlıları ve Yaratan'/ tekrar
sevmeyi denedi. Ve ondan istendiği şekilde,
gerçek ve derin bir düzeyden severek, Yaratan'la temas kurmaya
ve tekrar muhteşem kaynaktan beslenmeye başladı.
Sonra, dünya üzerinde savaşlar, ölümler, açlık tekrar
azaldı."Sevgi"nin gücüyle insanoğlu öyle bir noktaya geldi ki,
makrokozmosun bir parçası olduğunu fark etti ve doğa da
insanoğlunu tekrar ödüllendirmeye, ona mutluluk, huzur ve
barış vermeye başladı.
Her kalpten çıkan küçük "sevgi" damlacıkları birleşti, ırmak
oldu, göl oldu, deniz oldu. Denizler de
sonsuz sevgi ve mutluluk okyanusuna dönüştü.
Artık damlalar yok; sonsuz mutluluk ve
"sevgi" okyanusu vardı.


Her şey başladığı noktaya geri dönmüştü.